Ana içeriğe atla

MUHALEFET VE TARAFGİRLİK MESELESİNİN ÖZÜNE BAKIŞ 2



Geçen haftaki yazımızda kurumsallaşmış bir muhalefetin veya tarafgirliğin özünde çelişkiler taşıdığını izah etmeye çalışmıştık. Muhalif olma veya destek verme durumunun eyleme göre şekillenmesi gerektiğini, ama toptancı bir muhalefetin veya desteklemenin yanlışlığına değinmiştik. Bu hafta ise aynı konu üzerinde tefekkür etmeye, fikir avlamaya devam edelim istedik.
Bir konuya, olaya, duruma muhalefet edenlerin muhalefet ettikleri şeyle ilgili olarak yetkin bir bilgiye ve tecrübeye sahip olmaları gerekir. Söz gelimi bir binanın inşaatında tesisat işlerinin yapımı ile ilgili muhalif görüşleri olan bir kişinin tesisat işine dair bilgisi veya tecrübesi olması gerekir, aksi takdirde muhalefeti gereksizdir. Duygular ve hatta kulaktan duyma(medya dahil) verilerle hareket etmek hakkaniyet sayılmaz. O yüzdendir ki aslında işin içinde olmadan ve dahi oturduğumuz koltuklardan kalkmadan sadece bir ekrana bakarak edindiğimiz bilgilerle bir konuda muhalefet yapmak yeterli ve doğru değildir. İşin özüne indiğinizde muhalefet için gerçek bir sebep oluşturmaz. O zaman buradan şu sonuca ulaşabiliriz kanaatindeyim: Muhalefet özü itibariyle yani kurumsallaşmamış saf haliyle sadece söz konusu alanlar içinde ve sadece o alanın uzmanlarınca yapılabilecek bir şeydir.
Tabii yazının buraya kadar ki ve bundan sonraki kısımlarında muhalefet kavramının içinde “muhalefete muhalefet” anlamına gelen tarafgirliği de kastettiğimizi ifade etmeden geçmeyelim.
Bir diğer üzerinde durabileceğimiz durum da muhalefet etme halinin kişiler ve kurumlar için genellenmesi ve bu muhalif olma halinin kişide bir karakter halini alması mevzuudur. Özünde sadece yanlışlar konusunda yapılması gereken muhalefet, bir takım hesaplar yüzünden genellenerek muhalif olunan kişinin, kurumun her halinin yanlışlığı paranoyasına dönüşürse gerçek muhalefetten, faydadan ve fikirsel gelişimden uzaklaşılır. Aynı durum doğrular içinde geçerlidir ki her yapılanın doğru kabul edilmesi aynı sonuçları doğurur. İşte kurumsallaşmış muhalefet anlayışının en büyük handikabı bu olsa gerektir. 
Muhalif olma halinin bir karakter özelliğine dönüşmesi ise insan benliğinde bir açmazın, bir çıkmazın ifadesidir. Kendi iç dünyasında ürettiği tutumlara dayanarak -bu bencilliğin ve kibrin tezahürü de olabilir- kendi tutumunu dışında ne varsa ve hatta aynı tutumu karşı taraf sergilediğinde dahi muhalefet eden insanlar psikolojik bir sorunun pençesindedirler. İşte bu halde olan insan sürekli kendisiyle çelişir durur. Bu durumdaki bir insan için “tutum” ifadesini kullanmamın sebebi ise böyle insanlar ancak tutum geliştirebilirler gerçek fikre ve hikmete ulaşmak onlar için zordur çünkü onlar gerçek fikrin değil benliklerinin derdindedirler.  Ve böyle insanlar kendilerini tatmin etmek için oradan buradan tırtıkladıkları güya delillerle bir karşı ispatın verdiği heyecanın peşindedirler.  Ve ancak hikmetin ve doğrunun çilesini çekemeyecek olanları, hazır ve portatif bilgilerle düşünce dünyasını inşa edenleri kendilerine inandırabilirler.
Biz, muhalefet kavramını iç dünyamızın aklî işleyişinde doğru konumlandırdığımızda bizim için bir uzay teleskopu görevi görecek ve bizi fikrin ve hikmetin uzak ufuklarında gezdirecektir kanaatindeyim. Vesselam.

Hüseyin Hilmi ARSLAN
Yeni Ufuk 15.07.2014

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR BAYRAM YAZISI

Bu yazıda bayramdan bahsedeceğim, umarım. “Umarım” diyorum çünkü “bayram” gibi bol çağrışımlı bir kavramı anlatmaya başladığınızda bu kavramın kelime anlamından başlayıp, eski ve yeni bayramlara, çocukluğumuzun bayramlarından çocuklarımızın bayramlarına, bayramların bireyler üzerindeki diriltici etkisinden bir toplumu ayakta tutan onarıcı gücüne, daha nelerden nelere atlamak ve bunları belli bir üslup ve ahenkle verebilmek haliyle çaba istiyor. Aslına bakarsanız bir bayram gününde eski bayramların tatlı hatıralarının izlerini dimağında hâlâ taşıyan, her bayram olduğu gibi bu bayramda da ruhu çocuksu bir neşe hisseden siz sevgili okurlarıma uzun uzadıya bayramın diyalektiğini yapmak oldukça gereksiz. Elbette yaşamak yazmaktan mühimdir.   Peki, ne yapmalı o zaman; yapmayı planladığı ziyaretleri tamamlamış, köydeki dededen kalma evinin balkonuna oturmuş ve bilgisayarı kucağına almış bir yazar olarak? Demlenen çayı içmemek gibi bir şey olur değil mi? Çayım yok ama olsun, iki satı...

YİTİRİLEN MAHALLE İRFANIMIZ

  Mostar Dergisi Ekim 2019 sayısında yayınlanmıştır. Cemil Meriç’in kültür ve irfan kavramlarına yüklediği anlam üzerinden düşünürsek; bugün bir şehir/mahalle kültürümüzün olduğunu söyleyebilirsek de, bir şehir/mahalle irfanımızın artık kalmadığını üzülerek belirtmek zorundayız. Çünkü batılı “kültür” kavramını “toplumun yaşayış ve düşünüş tarzı” anlamıyla ele alınca, kültürün zamanın ve algıların değişmesine göre değişebilir olduğunu kabul etmek durumunda kalırız. Buradan baktığımız zaman şehir/mahalle kültürünün, değişen zaman ve algılarla yeni bir şehir/mahalle kültürüne evrildiğini söyleyebiliriz.  Ancak irfan kavramının vahiyden doğduğu, zamanın ve algıların değişmesiyle değişmediği, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzını değil nasıl yaşaması ve düşünmesi gerektiği ifade ettiğinden, maalesef bugün bir şehir/mahalle irfanımızdan söz etmenin zor olacağını söylemek zorundayız.      Genel anlamda şehir, özel anlamda mahalle irfanı dediğimiz şey, bir...

YANIBAŞIMIZDA UNUTTUĞUMUZ KIYMET: KOMŞULUK

Bu yazı Mostar dergisi Aralık 2019 sayısında yayımlanmıştır.             Popüler tabirle yatay mimarili mahallelerde, köylerde doğup büyümüş sonradan, dikey mimarili, minimal yaşam alanlı sitelerin mukimi olmuş bizim neslin çocukluk ve ilk gençlik zamanlarının tatlı hatıraları olarak kalmıştır komşuluk ilişkileri. Her biri ayrı avlulara sahip ortalama yüz-yüz elli haneli köy ve mahallelerimizde herkesin herkese yakın olduğu, hayatı tüm yönleriyle beraber paylaştığımız yaşam biçiminden; altlı üstlü, dip dibe ikamet ettiğimiz sitelerde bir selamı bile paylaşmadan yaşadığımız tuhaf zamanlara geldik. Haliyle “hey gidi günler” kabilinden böyle bir yazı yazmanın gereği orta çıkıyor diye düşünüyorum.             Peki neydi komşuluk, nasıl ortaya çıkmıştır? Evvela söyleyelim ki, medeniyetimizin en işlek kavramlarından biri olan komşuluk, bizde hem inanç hem de gelenek açısından ...