Ana içeriğe atla

RAMAZANIN HATIRLATTIĞI ÇUVALDIZ(!)


Televizyon kanallarındaki ramazan programlarında ve dahi sosyal medyada ramazan ayının, orucun bize fakirin fukaranın halini hatırlattığına dair demeçler mesajlar var. Sokakta birine mikrofon uzatılsa genel de aynı cevap yukarıdaki gibi. Bu söylemler bana pek de inandırıcı gelmiyor. Neden mi? Yahu biz ramazanın da maalesef içini boşlattık toplumca.
Ramazan bahsi açılınca ya eski ramazanları andık veyahut fakiri fukarayı hatırlattığını söyledik. Ama ne eski ramazanlardaki(kastım çocukluk çağlarının ramazanlarıdır) safiyeti, iyi niyetini bulmaya çalışıyor ne de fakiri fukarayı hatırlıyoruz. Evet, doğru; ramazan bize fakiri fukarayı hatırlatıyor da biz hatırlıyor muyuz ki? Hatırlamak öyle sadece akla gelmekse tamam, ama hatırlamak hatırda tutmaktır bir yerde ve biz maalesef iftar sofralarını kururken, davetler verirken, alışveriş yaparken fakiri fukarayı hatırlamıyoruz pardon hatırda tutmuyoruz. İşi lafta bırakıyoruz. Kaçımız bu ramazan az veya çok bir yardım paketi hazırlatıp bir garibin ihtiyacı için ayırdı. Kaçımız, hani şu iş siyasete gelince gergin gergin şikayet ettiğimiz Irak’taki Suriye’deki veya başka yerlerdeki, Türkmen veya değil, mazlum insanlar için düzenlenen yardım kampanyalarını araştırarak yardım yaptı veya yapmayı planlıyor. Sofraya oturduğumuzda beş kişinin doyacağı yemeğe iki kişi tamah ederken hatırlamadıklarımızı; lafa, sohbete gelince ne de güzel yâd ediyoruz değil mi? Dolaplarımız lafta hatırladığımız bilmem kaç kişiyi doyuracak artmış gıdalarla dolu. Vay halimize
Bir de bir türlü anlam veremediğim bir hal var. Namazsız oruç. Oruç bizi temizlemeye, ramazan bizi özgür kılmaya gelmişken neden direnir ki insan. Sıcağın altında on yedi saat oruç tutan kişi neden toplamda kaç dakika sürdüğü hepimizce malum olan kulluğun imandan sonraki en önemli görevi, namazı, ihmal eder anlamlandıramıyorum. Sevgilisinin kapısında aç susuz bekleyip de gel dediği halde icabet etmeyen inat âşığın durumu gibi bir durum herhalde. Anlamak zor gerçekten.

Ya Hu! Gelin bu ramazan eskileri yad etmekten çok anı kıymetlendirelim, gelin bu ramazan açın halinden anlamanın söylemini değil icraatını yapalım, gelin bu ramazan nefsimizi değil gönlümüzü şenlendirelim, gelin bu ramazan yedimiz yemeklerden değil hatalarımızdan pişman olalım, gelin bu ramazan ve her zaman Allah’ı hatırlayalım. Pardon hatırda tutalım.Hadi ramazan hepimizi mübarek kılsın. O zaten mübarek, aziz ve şerefli.
Bizi oruçla kendine yaklaştırmak isteyen Allah’a hamdolsun.


Hüseyin Hilmi ARSLAN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YİTİRİLEN MAHALLE İRFANIMIZ

  Mostar Dergisi Ekim 2019 sayısında yayınlanmıştır. Cemil Meriç’in kültür ve irfan kavramlarına yüklediği anlam üzerinden düşünürsek; bugün bir şehir/mahalle kültürümüzün olduğunu söyleyebilirsek de, bir şehir/mahalle irfanımızın artık kalmadığını üzülerek belirtmek zorundayız. Çünkü batılı “kültür” kavramını “toplumun yaşayış ve düşünüş tarzı” anlamıyla ele alınca, kültürün zamanın ve algıların değişmesine göre değişebilir olduğunu kabul etmek durumunda kalırız. Buradan baktığımız zaman şehir/mahalle kültürünün, değişen zaman ve algılarla yeni bir şehir/mahalle kültürüne evrildiğini söyleyebiliriz.  Ancak irfan kavramının vahiyden doğduğu, zamanın ve algıların değişmesiyle değişmediği, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzını değil nasıl yaşaması ve düşünmesi gerektiği ifade ettiğinden, maalesef bugün bir şehir/mahalle irfanımızdan söz etmenin zor olacağını söylemek zorundayız.      Genel anlamda şehir, özel anlamda mahalle irfanı dediğimiz şey, bir...

BİR BAYRAM YAZISI

Bu yazıda bayramdan bahsedeceğim, umarım. “Umarım” diyorum çünkü “bayram” gibi bol çağrışımlı bir kavramı anlatmaya başladığınızda bu kavramın kelime anlamından başlayıp, eski ve yeni bayramlara, çocukluğumuzun bayramlarından çocuklarımızın bayramlarına, bayramların bireyler üzerindeki diriltici etkisinden bir toplumu ayakta tutan onarıcı gücüne, daha nelerden nelere atlamak ve bunları belli bir üslup ve ahenkle verebilmek haliyle çaba istiyor. Aslına bakarsanız bir bayram gününde eski bayramların tatlı hatıralarının izlerini dimağında hâlâ taşıyan, her bayram olduğu gibi bu bayramda da ruhu çocuksu bir neşe hisseden siz sevgili okurlarıma uzun uzadıya bayramın diyalektiğini yapmak oldukça gereksiz. Elbette yaşamak yazmaktan mühimdir.   Peki, ne yapmalı o zaman; yapmayı planladığı ziyaretleri tamamlamış, köydeki dededen kalma evinin balkonuna oturmuş ve bilgisayarı kucağına almış bir yazar olarak? Demlenen çayı içmemek gibi bir şey olur değil mi? Çayım yok ama olsun, iki satı...

SIRTINDA BİR ÜLKEYİ TAŞIYAN OTOBÜS: MAVİ KUŞ (Sosyolojik Açıdan Bir Okuma Denemesi)

  Edebi eserler, eser sahibinin yaşadığı toplumdan izler taşır. Bu durum en bireysel meseleler içeren yazınlar için de geçerlidir. Yazar, yaşadığı toplumun bir parçasıdır ve mutlaka ortaya çıkardığı eser bir ayna gibi yaşadığı toplumu yansıtır. İster toplumcu gerekçi olsun ister olmasın bu yansıma mutlaka vardır. Hele Mustafa Kutlu gibi hem başka hikâyeleri hem denemeleri ile insana, şehre, taşraya ve topluma ayna tutmaya çalışan bir yazarın eserlerinde topluma ait bu yansımalar bariz bir şekilde ortadadır. Denemeleri kadar hikâyeleri ile de toplumun hassas noktalarına temas eder. Kutlu’nun bu tavrı sebebiyle eserleri ciddi sosyolojik okumalar yapmayı da gerektirmektedir.  Bizim bu yazıda ortaya koymaya çalışacağımız tespitler, Mavi Kuş kitabının aynasında gördüğümüz sosyolojik yansımalardır. Bu tespitlerden bazılarının zorlama gibi algılanması muhtemeldir. Ancak bu zorlamaların metnin anlam genişliğini göstermesi bakımından eserin daha zengin okumalara fırsat verebileceğini d...