Ana içeriğe atla

Kayıtlar

SIRTINDA BİR ÜLKEYİ TAŞIYAN OTOBÜS: MAVİ KUŞ (Sosyolojik Açıdan Bir Okuma Denemesi)

  Edebi eserler, eser sahibinin yaşadığı toplumdan izler taşır. Bu durum en bireysel meseleler içeren yazınlar için de geçerlidir. Yazar, yaşadığı toplumun bir parçasıdır ve mutlaka ortaya çıkardığı eser bir ayna gibi yaşadığı toplumu yansıtır. İster toplumcu gerekçi olsun ister olmasın bu yansıma mutlaka vardır. Hele Mustafa Kutlu gibi hem başka hikâyeleri hem denemeleri ile insana, şehre, taşraya ve topluma ayna tutmaya çalışan bir yazarın eserlerinde topluma ait bu yansımalar bariz bir şekilde ortadadır. Denemeleri kadar hikâyeleri ile de toplumun hassas noktalarına temas eder. Kutlu’nun bu tavrı sebebiyle eserleri ciddi sosyolojik okumalar yapmayı da gerektirmektedir.  Bizim bu yazıda ortaya koymaya çalışacağımız tespitler, Mavi Kuş kitabının aynasında gördüğümüz sosyolojik yansımalardır. Bu tespitlerden bazılarının zorlama gibi algılanması muhtemeldir. Ancak bu zorlamaların metnin anlam genişliğini göstermesi bakımından eserin daha zengin okumalara fırsat verebileceğini d...
En son yayınlar

DERGİMİZ DERDİMİZ

  Yıl 1999, lise ikinci sınıftaydım. O yıllar küçük bir ilçede çalışıyor babam. Okuldan sonra bizim için gidecek başka bir yer olmadığından sık sık babamın iş yerine gider orada zaman geçirirdim. Yine böyle bir gidişimde babamı elindeki bir dergiyi incelerken buldum. Derginin kapağında kadim bir pencereden görünen ufuktaki tepe üzerinde bulutlar içinde tek minareli bir camii ve ötesinde yine bulutlar adeta sonsuzluğa bir deniz gibi uzanıyordu. Semerkand’ın ilk sayısından bahsediyorum. Dergimizin ilk çiçeği. Mutluydu babam, sanki uzaklardaki bir dostundan mektup almış gibiydi. Sıkıntılı yıllardı. Adına postmodern darbe denilen, etkisinin bin yıl süreceği iddia edilen bir darbenin olanca ağırlığı vardı babamın üzerinde. Tüm böyle boş iddialara yüzlerce yıllık irfan geleneğinin vakarıyla “her dem yeniden doğarız bizden kim usanası” der gibiydi Semerkand’ın ilk sayısı.  Dergi o yıllar posta ile geliyordu, postanın durumu ise malum. Bekle ha bekle. Derginin gelişini beklemek bir ya...

BÜYÜK HARFLERLE HUYSUZ(ŞİİR)

  BÜYÜK HARFLERLE HUYSUZ  Bir inkılap doğuyor gözlerimin sancısından Kelimeler büyüyor mavzer Şiirim oturacak o boğaza Huysuz ama matrakça Geçtiler az önce yanımızdan Poetikalar politikalar Bir takım zerzevat ve bir alay gösteriş ve riyalar Gözümüze gözümüze sokulan ben de varımlar Şairler de çeteler tutar  Kongre konferans söyleşi ve iflas          Gel beraber sırıtalım kameraların tadı başka           Demedi deyin demeçler ben de diyorum bakın          Sırça köşklerin kirası pahalı bayım          Yeni bir şiir yazdım haydi havada kapın  Ediyöryal mafya bang bang Şiir öldü diyorlar duydunuz mu  Hortlaksal şiir akımı vay be ne fiyakalı  Hüseyin H. Arslan 

BAK BENİ (ŞİİR)

  BAK BENİ Bak beni savaşa Bak beni uçuruma Demirden güller sunar bir takım adamlar Uçan sihalar görelim sevdiğim haydi gel ufka  Şiirde bir kılçık Kaçık kelimeler devşir salıncaklardan Bir şiir yaz hurda fiyatına alırlar elbet Bak beni yadırga Bak beni yaşat Sarmaş dolaş bir intihar dünya düzdür İnanmazsan öl de bak Bir bardak pekmez iyi gelir çağın ağrısına Haberler arası tost ile geçiştir kahvaltıyı Kahve iç londra desenli bir kupadan Teneffüslerde merdiven aşındır çıplak ayak Bak beni mezar  Bak beni taş ağıtlarla Hüseyin H. Arslan 

ÖLMEYEN ÂŞIK: BİZİM YUNUS

Mostar dergisi Şubat 2020 sayısında yayımlandı      12 ve 13. yüzyıllar İslam dünyası için bir taraftan Haçlı diğer taraftan Moğol zulmüne uğradığı, içte ise Hasan Sabbah’ın başını çektiği Haşhaşilik gibi fitneci akımların baş gösterdiği yıllardır. Moğolların önünden kaçan Türk boyları akın akın Anadolu’ya göçmektedirler. Yüzyıllar boyunca İslam coğrafyasının ilim ve idare merkezleri olmuş Semerkand, Buhara ve Bağdat gibi şehirleri Moğollar eliyle harap olmuştur. Müslümanlar bu yıkımlarla bîtap düşmüştür. Anadolu bu zor zamanları en derinden hissetmiştir. Büyük Selçuklu Devletinin parçalanıp yıkılmasından sonra Anadolu Selçukluları da fazla dayanamamış Moğol işgaliyle dirliğini ve bağımsızlığını kaybetmiştir. Bu kargaşa ortamı içinde o zamana kadar Selçuklulara bağlı olan Beylikler kendi bağımsızlıklarını ilan etmiş, neredeyse Anadolu’nun her bölgesinde bir beylik devlet olma iddiasıyla baş göstermiştir. Daha sonra ki yıllarda ümmetin dirliğini tekrar sağlayacak Osma...

YANIBAŞIMIZDA UNUTTUĞUMUZ KIYMET: KOMŞULUK

Bu yazı Mostar dergisi Aralık 2019 sayısında yayımlanmıştır.             Popüler tabirle yatay mimarili mahallelerde, köylerde doğup büyümüş sonradan, dikey mimarili, minimal yaşam alanlı sitelerin mukimi olmuş bizim neslin çocukluk ve ilk gençlik zamanlarının tatlı hatıraları olarak kalmıştır komşuluk ilişkileri. Her biri ayrı avlulara sahip ortalama yüz-yüz elli haneli köy ve mahallelerimizde herkesin herkese yakın olduğu, hayatı tüm yönleriyle beraber paylaştığımız yaşam biçiminden; altlı üstlü, dip dibe ikamet ettiğimiz sitelerde bir selamı bile paylaşmadan yaşadığımız tuhaf zamanlara geldik. Haliyle “hey gidi günler” kabilinden böyle bir yazı yazmanın gereği orta çıkıyor diye düşünüyorum.             Peki neydi komşuluk, nasıl ortaya çıkmıştır? Evvela söyleyelim ki, medeniyetimizin en işlek kavramlarından biri olan komşuluk, bizde hem inanç hem de gelenek açısından ...

CENGİZ AYTMATOV’UN GÜN OLUR ASRA BEDEL ROMANINDA DÖRT HAYVAN İMGESİ YA DA ÇARESİZLİK – ASALET – KÖLELİK – ÖZGÜRLÜK

Çare dergisi 5. sayısında yayınlanmıştır.      Cengiz Aytmatov’un en önemli eseri kuşkusuz “Gün Olur Asra Bedel” romanıdır. Hakkında pek çok inceleme – tahlil yazısı yazılmış; edebiyattan sosyolojiye hatta tarih ve siyaset bilimlerine konu olmuştur. Teknik yönü kadar işlediği konu ve konular ile farklı ve zengin çağrışımlara açık ayrıntılarıyla tam bir şah eserdir.      Aytmatov Gün Olur Asra Bedel’i 1980 yılında yazmıştır. Her yönden özgün oluşuyla büyük ilgi görmüştür. Özellikle zamanının Sovyet idaresini örtülü olarak eleştirmesi, yıllarca sosyalizmin ağır politikalarına maruz kalarak Orta Asya Türklüğünün uzaklaştığı milli ve manevi değerlerini hatırlatması ile ideolojilerin insanın kimlik algısını yerle bir eden yapısını ifşa etmesi bu yoğun ilginin sebeplerindendir. Özellikle romanda anlattığı, daha önce duyulmamış “mankurt” efsanesi ile siyaset, sosyoloji ve felsefe dünyasına yeni bir kavram kazandırmıştır: “mankurtlaşmak”.  ...