Ana içeriğe atla

İnsanca Bir Şeyler



Güneşin sıvazladığı çatlak duvarların arkasında
Kırık dökük kiremit çatılı damların altında
Bol dönemeçli daracık sokaklara açılan kapıların gerisinde
Gün doğmadan pencerelerinden ışıklar süzülen evlerde
bir şeyler var
Biraz hoyrat biraz serseri
Biraz garip biraz fakir
Biraz ürkek biraz arabesk
Biraz erkekçe biraz kadınca
Biraz çocukça
Ve epeyce müslümanca

Çiçekli pencere önlerinde tahta divanlarda
Kulağı ezan sesine ayarlı dedeler,
Secde yeri aşınmış seccadelerde
Elinde tespih dilinde dua neneler,
Sofra kurup kaldıran
Yalnız evini değil erkeğini de toparlayan gelinler,
Emzikli bebeler.
Hayat gezinir capcanlı dipdiri
Odaların hayata* açıldığı evlerde.

Bir şeyler var evet
Hayat gibi ne gibi
Ama dipdiri sımsıcak
Biraz eski biraz alışılmış
Biraz sıradan biraz saf
Biraz sabır biraz isyan
Ve epeyce insan.


Mart 2014

*hayat: eski evlerde tüm odaların açıldığı giriş odası veya avlu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YİTİRİLEN MAHALLE İRFANIMIZ

  Mostar Dergisi Ekim 2019 sayısında yayınlanmıştır. Cemil Meriç’in kültür ve irfan kavramlarına yüklediği anlam üzerinden düşünürsek; bugün bir şehir/mahalle kültürümüzün olduğunu söyleyebilirsek de, bir şehir/mahalle irfanımızın artık kalmadığını üzülerek belirtmek zorundayız. Çünkü batılı “kültür” kavramını “toplumun yaşayış ve düşünüş tarzı” anlamıyla ele alınca, kültürün zamanın ve algıların değişmesine göre değişebilir olduğunu kabul etmek durumunda kalırız. Buradan baktığımız zaman şehir/mahalle kültürünün, değişen zaman ve algılarla yeni bir şehir/mahalle kültürüne evrildiğini söyleyebiliriz.  Ancak irfan kavramının vahiyden doğduğu, zamanın ve algıların değişmesiyle değişmediği, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzını değil nasıl yaşaması ve düşünmesi gerektiği ifade ettiğinden, maalesef bugün bir şehir/mahalle irfanımızdan söz etmenin zor olacağını söylemek zorundayız.      Genel anlamda şehir, özel anlamda mahalle irfanı dediğimiz şey, bir...

BİR TAŞIN HİKÂYESİNİN HİKÂYESİ

Bir taşın hikayesini yazmak için nereden başlamalı? “Merhaba ben bir taşım, binlerce yıl önce oluştum ve yine binlerce yıldır buradayım.”  diye başlasam editör nasıl bir tepki verir acaba? Daha devamını okumadan “n’cık, geç!” deyip kapatır mı sayfayı? Yoksa “Bir taşım ben, volkanik menşeliyim, binlerce yıl önce, daha dünya yüzeyi yeni yeni şekillenirken volkanik bir patlama ile çıktım yeryüzüne, dünya soğudukça ben de soğudum katılaştım, üzerimden nice rüzgârlar esti, çok fırtınalar gördüm. Yağmurlar yağdı tepemden hatta bir zaman binlerce metreküp suyun içinde kaldım, çekildi sular sonra üzerimden, nice ağaçlar yeşerdi kökleri parçaladı bünyemi. Eridim toprak oldum ama taş halinde kaldı bir kısmım. Şimdi bir çölün ortasında kumların arasında dik bir kaya olarak bulunmaktayım.” diye başlasam sevgili editörün ilgisini uyandırabilir miyim? Bu sefer de “böyle bir giriş mi olur arkadaş, amma uzatmış.” mı der acaba? “Ben bir taşım Allah yarattı var oldum, şimdi onun bana verdiği bu r...

SIRTINDA BİR ÜLKEYİ TAŞIYAN OTOBÜS: MAVİ KUŞ (Sosyolojik Açıdan Bir Okuma Denemesi)

  Edebi eserler, eser sahibinin yaşadığı toplumdan izler taşır. Bu durum en bireysel meseleler içeren yazınlar için de geçerlidir. Yazar, yaşadığı toplumun bir parçasıdır ve mutlaka ortaya çıkardığı eser bir ayna gibi yaşadığı toplumu yansıtır. İster toplumcu gerekçi olsun ister olmasın bu yansıma mutlaka vardır. Hele Mustafa Kutlu gibi hem başka hikâyeleri hem denemeleri ile insana, şehre, taşraya ve topluma ayna tutmaya çalışan bir yazarın eserlerinde topluma ait bu yansımalar bariz bir şekilde ortadadır. Denemeleri kadar hikâyeleri ile de toplumun hassas noktalarına temas eder. Kutlu’nun bu tavrı sebebiyle eserleri ciddi sosyolojik okumalar yapmayı da gerektirmektedir.  Bizim bu yazıda ortaya koymaya çalışacağımız tespitler, Mavi Kuş kitabının aynasında gördüğümüz sosyolojik yansımalardır. Bu tespitlerden bazılarının zorlama gibi algılanması muhtemeldir. Ancak bu zorlamaların metnin anlam genişliğini göstermesi bakımından eserin daha zengin okumalara fırsat verebileceğini d...