Ana içeriğe atla

SIRTINDA BİR ÜLKEYİ TAŞIYAN OTOBÜS: MAVİ KUŞ (Sosyolojik Açıdan Bir Okuma Denemesi)


 



Edebi eserler, eser sahibinin yaşadığı toplumdan izler taşır. Bu durum en bireysel meseleler içeren yazınlar için de geçerlidir. Yazar, yaşadığı toplumun bir parçasıdır ve mutlaka ortaya çıkardığı eser bir ayna gibi yaşadığı toplumu yansıtır. İster toplumcu gerekçi olsun ister olmasın bu yansıma mutlaka vardır. Hele Mustafa Kutlu gibi hem başka hikâyeleri hem denemeleri ile insana, şehre, taşraya ve topluma ayna tutmaya çalışan bir yazarın eserlerinde topluma ait bu yansımalar bariz bir şekilde ortadadır. Denemeleri kadar hikâyeleri ile de toplumun hassas noktalarına temas eder. Kutlu’nun bu tavrı sebebiyle eserleri ciddi sosyolojik okumalar yapmayı da gerektirmektedir. 

Bizim bu yazıda ortaya koymaya çalışacağımız tespitler, Mavi Kuş kitabının aynasında gördüğümüz sosyolojik yansımalardır. Bu tespitlerden bazılarının zorlama gibi algılanması muhtemeldir. Ancak bu zorlamaların metnin anlam genişliğini göstermesi bakımından eserin daha zengin okumalara fırsat verebileceğini düşünüyorum. Kim bilir, ben eseri bu zorlamalarla gererken siz daha farklı yansımaları fark edebilirsiniz. 

Kutlu, Mavi Kuş’u hikâye ile roman arası bir yere koyar. Bu tanımlanmanın bir sebebi olduğu muhakkak. Şöyle ki Kutlu, tür olarak hikâyenin yalın ve romana göre daha kolay yapısı ile romanın derinlikli ve çaba isteyen taraflarını birleştirmek istemiştir muhtemelen. Nitekim kendisi de anlatacaklarına, giriş bölümünde romanlarda görebileceğimiz bir tasvire yer verdikten sonra “Bu hikâye ile roman arasında bir kitap. Kayda-kuyda bağlı. Girişi-gelişmesi-sonucu var. Alt yapısı-üstyapısı, çatısı bacası var. Göstereni, gösterileni, imi, timi var.” (s.17) der. Buradan açık seçik anlıyoruz ki Kutlu bir şeyler gösterme, işaret etme derdindedir. Kutlu, aslında bu cümlelerle anlatacaklarının farkına varılmasını istemektedir. Ve yine işte bu söz Mavi Kuş’un taşrada yaşanmış bir yolculuk macerası olmaktan fazla bir şey olduğunu, dikkatimizi daha derine inmek için kullanmamızı salık veriyor. 


Hikâye, bir taşra kasabasının meydanında başlıyor. Meydan, kasabanın merkezidir. Kutlu bize meydanı ve etrafını dairesel bir izlekle aktarıyor. Bu dairesel izlek meydanın taşra toplumu ve bu toplumun yaşantısı hakkında önemli ipuçları veriyor. Öyle alelade bir kurgu değildir bu meydan tasviri. Meydan ve etrafındaki çarşı ve o çarşının esnafı, kasabanın sosyolojik yapısını aksettiriyor bize. Kutlu bu tasviri yapmaktaki gayesini şöyle ifade ediyor: “… gayemiz ey sevgili okur, nasıl bir macera nakledeceğimizi anlatmadan önce nerede durduğumuzu, hangi insanlarla muhatap olduğumuzu göstermektir. Böylece kitabın hissiyatına ortak olursunuz belki.”(s.8) Yani Kutlu bu meydan tasviri ile aslında bizi Mavi Kuş’un devamında anlatacaklarına hazırlıyor. 


Neler yok ki bu tasvirde? Keman çalan bir kasap, meydanın orta yerine mendil serip nâra atan sarhoşlar, dükkânını keyfince açanlar, kapanıp giden dükkânlar, derviş meşrep olanlar, tarihî bir cami, hamam, bir çeşme ve başında çifte çınar ve dâhi o çifte çınarların efsanesi, otel ve kıraathanesi, hem horoz dövüştüren hem çiçek yetiştiren bir berber, ser verip sır vermez bir banka binası, traktör bayii ve en son tüm meydanı gösteren muazzam aynası ile meşhur olmuş Aynalı Lokanta. Tüm bu aktarılan ayrıntılar hemen her taşra kasabasında görülen bir manzaradır hatta esnafına ve yaşanmışlıklarına ve efsanelerine kadar. Kutlu, bize bu kasabayı bir model olarak sunmaktadır diyebiliriz. Zaten isim vermez, kasabanın bir ismi yoktur. 


Mavi Kuş, bir dönem hikâyesi. Trenlerin önemini koruduğu, diğer toplu taşıma araçlarının pek yağın olmadığı bir zamanı anlatıyor. Hikâye kasaba ile tren istasyonu arasında yolcu taşıyan Mavi Kuş isimli bir otobüsün üzerine bina edilmiştir. Mavi Kuş, Deli Kenan’ın sahibi olduğu bakımsız ve perişan vaziyette bir eski otobüstür. Ama ötesi var. Kutlu, otobüs için şöyle der: “Otobüs o kadar eski, bakımsız ve perişandı. Yıllardır aldığı darbeler ile bütün gövdesi yamru yumru olmuştu. Değişen parçaları yüzünden ne marka bir araba olduğu bile anlaşılmıyordu… (vs.)” (s.19) Kutlu sanki Mavi Kuş’u değil de ülkenin vaziyetini anlatır gibidir. Her şeye rağmen Mavi Kuş ayaktadır. Tüm bakımsızlığına rağmen “Araba o devrin tozlu-topraklı yollarında böyle salkım saçak gider.” (s.20) . İsmindeki mavi ve kuş kelimeleri ile adeta umuda ve özgürlüğe de bir atıf vardır.


Meydanın tasviri ile kasaba ve kasaba üzerinden taşranın sosyolojik bir fotoğrafını çeken Kutlu, Mavi Kuş ve yolcuları ile ülkenin fotoğrafını çekmektedir. Peki, “Fotoğraf dediğin neyi gösterir? Fotoğraf dediğin gerçeği gösterir.” (s.40) Kutlu ara sıra anlatımın arasına girerek bize asıl işaret ettiği yöne bakmamızı istiyor: fotoğrafın yani anlatılanın gösterdiği gerçeklere. Bunun en bariz ve güzel örneği yetmiş ikinci sayfadan başlayan birkaç sayfalık bölümdür. Kutlu, adeta burada hikâyeyi kurgulamayı bırakıp bir denemeye başlamış gibidir. Mecazdan sıyrılmıştır ve doğrudan gerçekleri verir bu bölümde. Sonra kasabanın ruhu araya girer ve Kutlu’yu kurguya tekrar çeker. 


Mavi Kuş’u sosyolojik açıdan önemli kılan elbette yolcularıdır. İçindeki yolcularla ülkenin küçük bir modelidir adeta. Bu modellik daha çok taşranın yansıması olarak görülse de kimi yolcuları üzerinden taşrayı aşan bir tarafı vardır. Okumuşundan okumamışına, ağasından köylüsüne, memurundan esnafına, doktorundan hastasına kadar geniş bir kitlenin temsili söz konusudur. İçinde eğitim, tarih, siyaset, kalkınma, aşk, dostluk, sefalet, ticaret, suç, istihbarat, güvenlik, eşkıyalık, umut, saflık gibi temalar Kutlu’nun naif üslubu içerisinde hikâyede yerini almıştır. Aslında Mavi Kuş yolcularıyla beraber tüm bunları sırtlamıştır. Her bir yolcu kendi dünyasıyla beraber Mavi Kuş’la bir yolculuğa çıkarlar. İşte yolcuların beraberlerinde getirdikleri dünyaları Mavi Kuş’u önemli bir sosyolojik model haline getirmektedir. 


Peki, kimdir bu yolcular? Mavi Kuş’un şoförü ve sahibi Deli Kenan, muavini Seyfi, Beşir Ağa ve kâhyası, Amerikalı turist karı koca Elizabeth ve John, turistlere rehberlik yapan Gül, gizli polis Kemal, Kuyumcu Nazım, Doktor Yahya, , esansçı, hasta köylü kadın ve kocası, genç öğretmen Murat ve karısı Neşe, köylüler, mahkûm ve jandarmalar ve kaçak yolcu Erol. Her biri kendi hikâyesi ile yer alırlar Mavi Kuş’ta. Her biri ayrı dünyaların insanlarıdır, onları bir araya getirense umutların taşıyıcısı Mavi Kuş. Her birinin ulaşmak istediği tren ise onları büyük şehre, İstanbul’a ya da temsilleri geçerek söyleyelim Batı’ya, kasabadan uzağa taşıyacak olan vasıtadır. Kimisi hastalığının tedavisi için düşmüştür yollara; kimisi Anadolu’nun geçmişini, tarihini kaçırma peşinde, kimisi de onları takiptedir; kimisi bin bir hayalle geldikleri bir Anadolu köyünden hayalleri dumura uğramış olarak kaçmaktadır; kimisi kendini adeta gönüllü olarak sürgün ettiği kasabadan biraz uzaklaşma derdindedir; kimisi kaçak bindiği otobüsten hayallerine doğru yol almaktadır; kimisi de işlediği cürümden kurtulma telaşındadır. Bunları çoğaltabiliriz. Ama dikkate değer bir nokta vardır hikâyede. Şöyle ki; Mavi Kuş’un oturma düzeni adeta ülkenin belli belirsiz sınıflaşmasını temsil eder niteliktedir. En önde turistler ve bir toprak ağası, arkalarında çeşitli kademelerde kasabada çalışan memurlar, onların arkasında esnaftan kimseler gerilerde ise köylüler ve en geride bir mahkûm ve onlara nezaret eden erler. Herkes kendine yakıştırdığı yere oturmuştur. Her ne kadar ülkemiz için bir aristokrasi olduğunu söyleyemesek de keskin olmayan toplumsal bir tabakalaşma olduğunu görmezden gelemeyiz. İşte Mavi Kuş ve yolcuları ve oturuş düzeni ile adeta bunu temsil eder. 


Kutlu, her bir yolcu ile toplumun ve ülkenin farklı hikâyelerini taşıtır Mavi Kuş’a ve onun etrafında dönen olaylara da yansır bu durum. Ülkenin yabancılarla, Batı’yla, Batılılarla ya da Batılıların bu ülkeyle ilişkisini Amerikalı turistlerle temsil etmektedir. Kutlu, hikâyenin bir yerinde onları takip eden Kemal’e “Amerikalı deyince orda duracaksın…” (s. 100) dedirtir. Esasen tekin insanlar değildir zaten. Turist olarak geldikleri bu küçük kasabadan temin ettikleri tarihî eserleri hatta güvercin kuşlarını kaçırmaya çalışmaktadırlar. Onlara refakat eden Gül’ün bu durumdan haberi yoktur. Bu tiplemeler ile Batı’nın, Batılıların sömürgeci anlayışlarına atıf olduğunu söyleyebiliriz. 


Mavi Kuş’un önemli yolcularından bir diğeri Beşir Ağa’dır. Gençliğini birkaç köyün ağası olan babasının parasını yiyerek geçirmiş sonra köye, toprağına dönmüştür. Babasından sonra arazilerin sorumluluğunu almak zorunda kalmış ama ağalığın eski ihtişamlı günlerini bulamamıştır. Susuzluktan verim alamadıkları geniş arazilerini ihya edecek bir proje için siyasilere bel bağlamış, onlardan gelecek desteği beklemektedir. Bu yönüyle Anadolu’nun uçsuz bucaksız ama ilgi ve destek bekleyen toprakların sahipleri olan köylülerin durumu tipleştirilir. Bir de özellikle doğu illerimizde hâlâ yaygın olan ağalık mevzuuna atıf vardır. Yine Kutlu, Beşir Ağa üzerinden arazilerin layıkıyla işlenememesi yüzden köyünü, tarlasını terk eden köylüleri işler.


Hikâyedeki her bir karakter kendi hikâyeleri ile aslında sosyolojik birer tiptir. Tüm bu tiplemeler ile Mavi Kuş üzerinde ülkenin sosyolojik temsilini taşımaktadır. Hangi kahramanın üzerine eğilirseniz eğilin bu yansımayı görürsünüz. Elbette Mavi Kuş’u özgün yapan sadece bu değildir. Kurgusu, kurgu içindeki kurgusu ile sade ama benzersiz bir hikâye anlatır. 


Edebiyat girişte değindiğimiz gibi toplumun sosyolojisini de yansıtır. İçinde doğduğu toplumdan bağımsız eser düşünülemez. Yazar kendi penceresinden gördüğü haliyle toplumu eserine taşır ve bir yerde de toplumun sosyolojik yapısını modellemiş olur. Yine yukarıda değindiğimiz gibi Kutlu, verdiği eserleriyle bu yansımayı sağlayan önemli yazarlardandır. 


Hüseyin Hilmi ARSLAN



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR BAYRAM YAZISI

Bu yazıda bayramdan bahsedeceğim, umarım. “Umarım” diyorum çünkü “bayram” gibi bol çağrışımlı bir kavramı anlatmaya başladığınızda bu kavramın kelime anlamından başlayıp, eski ve yeni bayramlara, çocukluğumuzun bayramlarından çocuklarımızın bayramlarına, bayramların bireyler üzerindeki diriltici etkisinden bir toplumu ayakta tutan onarıcı gücüne, daha nelerden nelere atlamak ve bunları belli bir üslup ve ahenkle verebilmek haliyle çaba istiyor. Aslına bakarsanız bir bayram gününde eski bayramların tatlı hatıralarının izlerini dimağında hâlâ taşıyan, her bayram olduğu gibi bu bayramda da ruhu çocuksu bir neşe hisseden siz sevgili okurlarıma uzun uzadıya bayramın diyalektiğini yapmak oldukça gereksiz. Elbette yaşamak yazmaktan mühimdir.   Peki, ne yapmalı o zaman; yapmayı planladığı ziyaretleri tamamlamış, köydeki dededen kalma evinin balkonuna oturmuş ve bilgisayarı kucağına almış bir yazar olarak? Demlenen çayı içmemek gibi bir şey olur değil mi? Çayım yok ama olsun, iki satı...

YİTİRİLEN MAHALLE İRFANIMIZ

  Mostar Dergisi Ekim 2019 sayısında yayınlanmıştır. Cemil Meriç’in kültür ve irfan kavramlarına yüklediği anlam üzerinden düşünürsek; bugün bir şehir/mahalle kültürümüzün olduğunu söyleyebilirsek de, bir şehir/mahalle irfanımızın artık kalmadığını üzülerek belirtmek zorundayız. Çünkü batılı “kültür” kavramını “toplumun yaşayış ve düşünüş tarzı” anlamıyla ele alınca, kültürün zamanın ve algıların değişmesine göre değişebilir olduğunu kabul etmek durumunda kalırız. Buradan baktığımız zaman şehir/mahalle kültürünün, değişen zaman ve algılarla yeni bir şehir/mahalle kültürüne evrildiğini söyleyebiliriz.  Ancak irfan kavramının vahiyden doğduğu, zamanın ve algıların değişmesiyle değişmediği, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzını değil nasıl yaşaması ve düşünmesi gerektiği ifade ettiğinden, maalesef bugün bir şehir/mahalle irfanımızdan söz etmenin zor olacağını söylemek zorundayız.      Genel anlamda şehir, özel anlamda mahalle irfanı dediğimiz şey, bir...

BÜYÜK HARFLERLE HUYSUZ(ŞİİR)

  BÜYÜK HARFLERLE HUYSUZ  Bir inkılap doğuyor gözlerimin sancısından Kelimeler büyüyor mavzer Şiirim oturacak o boğaza Huysuz ama matrakça Geçtiler az önce yanımızdan Poetikalar politikalar Bir takım zerzevat ve bir alay gösteriş ve riyalar Gözümüze gözümüze sokulan ben de varımlar Şairler de çeteler tutar  Kongre konferans söyleşi ve iflas          Gel beraber sırıtalım kameraların tadı başka           Demedi deyin demeçler ben de diyorum bakın          Sırça köşklerin kirası pahalı bayım          Yeni bir şiir yazdım haydi havada kapın  Ediyöryal mafya bang bang Şiir öldü diyorlar duydunuz mu  Hortlaksal şiir akımı vay be ne fiyakalı  Hüseyin H. Arslan