Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BU BAYRAM BİZE BAYRAM

                                                              Bir Ramazan ayı daha bitti. Aç susuz(!) geçirdiğimiz bir aydan sonra ne de güzel olacak bol şerbetli baklavaları ve kat kat açılmış suböreklerini yemek. Ne güzel olacak akraba ve dost meclislerinde hoş sohbet edip çay içmek. Uzunca bir aradan sonra gündüz gündüz bir şeyler yiyip içmenin garipliği saracak belki hepimizi. “Gitti, bitti mübarek deyip” hüzünlenecek kimimiz. Bu bayram tatil uzatılmadığı için gelemeyecek yakınları için üzülecek kimimiz. Ömrü hayatını eceliyle tamamlamış yakınlarının kabrini ziyaret edecek kimimiz.  Bunlar iyi şeyler elbette ama bu bayram, bize bayram olacak ama sadece bize… Çünkü Suriye’de açlıktan kedi köpek eti yemek zorunda kalanlar, sadece Türkiye’den gelen yardımlarla hayatta kalmaya çalışanlar, bu bayram bizim gibi bayram edemeyec...

GAZZE’Yİ KURTAMAK

            Gazze bombalanıyor. İçimiz acıyor, öfkemiz kabarıyor, yumruklarımızı ve dişlerimizi sıkıyoruz. Bir şeyler yapabilmenin yollarını arıyoruz. Hemen profil resmimize bir Filistin bayrağı koyuyoruz sosyal medyada veyahut ölen Filistinli çocukların resimlerini paylaşıyoruz hani şu altında meşhur o içeceği, reklam olmasın adına gerek yok,  almamayı tembihleyen sözler yazan resimler. Daha başka ne yapıyoruz; biraz daha öfkeli olanlarımız mesela, bir meydanda toplanan kalabalığın arasına karışıp “kahrolsun İsrail” sloganları atıyoruz. Kızıyoruz insanlara “Bakın falan ülke insanları nasıl tepki gösteriyorlar, hadi sizde gücünüzü gösterin falan falan ürünleri sakın almayın toplumsal bilinç oluşturalım.” “Bütün Müslümanlar bir olsa tükürüğümüzle boğarız, ama nerede! Biz birlik olamayız ki!” “Hükümet samimiyse tepkisinde derhal şunları şunları yapmalıdır!” diyoruz değil mi?         ...

MUHALEFET VE TARAFGİRLİK MESELESİNİN ÖZÜNE BAKIŞ 2

Geçen haftaki yazımızda kurumsallaşmış bir muhalefetin veya tarafgirliğin özünde çelişkiler taşıdığını izah etmeye çalışmıştık. Muhalif olma veya destek verme durumunun eyleme göre şekillenmesi gerektiğini, ama toptancı bir muhalefetin veya desteklemenin yanlışlığına değinmiştik. Bu hafta ise aynı konu üzerinde tefekkür etmeye, fikir avlamaya devam edelim istedik. Bir konuya, olaya, duruma muhalefet edenlerin muhalefet ettikleri şeyle ilgili olarak yetkin bir bilgiye ve tecrübeye sahip olmaları gerekir. Söz gelimi bir binanın inşaatında tesisat işlerinin yapımı ile ilgili muhalif görüşleri olan bir kişinin tesisat işine dair bilgisi veya tecrübesi olması gerekir, aksi takdirde muhalefeti gereksizdir. Duygular ve hatta kulaktan duyma(medya dahil) verilerle hareket etmek hakkaniyet sayılmaz. O yüzdendir ki aslında işin içinde olmadan ve dahi oturduğumuz koltuklardan kalkmadan sadece bir ekrana bakarak edindiğimiz bilgilerle bir konuda muhalefet yapmak yeterli ve doğru değildir. ...

MUHALEFET VE TARAFGİRLİK MESELESİNİN ÖZÜNE BİR BAKIŞ

Baştan belirteyim ki okuyacaklarınız siyasi yorum değildir ama elbette siyaseti, siyasileri ve siyasetle ilgilenenleri doğrudan ilgilendirmektedir. Bildiğimiz üzere siyasetin iki ana gerçekliği var bunlar: tarafgirlik ve muhalefet. Bu iki kelime elbette sadece siyaset alanına ait değiller; terim olarak siyasetin, durum olarak hayatın içindendirler. Amacım bu yazıda bu iki kavram üzerinden düşünce ufkunda yeni bir gözlem yapmaktır. Türk dil Kurumunun hazırladığı sözlükte muhalefet kelimesinin üç anlamı verilmiş: 1.        Bir tutuma, bir görüşe, bir davranışa karşı olma durumu, aykırılık.   2.        Karşı görüşte, tutumda olan kimseler topluluğu.   3.        Demokraside iktidarın dışında olan parti veya partiler. Görüldüğü üzere ilk tanımdan başlayarak kelime soyutluktan sıyrılıp somutlaşıyor ve kurumsallaşma anlamı kazanıyor. Modern toplumunun muhalefet algısının seyri...

RAMAZANIN HATIRLATTIĞI ÇUVALDIZ(!)

Televizyon kanallarındaki ramazan programlarında ve dahi sosyal medyada ramazan ayının, orucun bize fakirin fukaranın halini hatırlattığına dair demeçler mesajlar var. Sokakta birine mikrofon uzatılsa genel de aynı cevap yukarıdaki gibi. Bu söylemler bana pek de inandırıcı gelmiyor. Neden mi? Yahu biz ramazanın da maalesef içini boşlattık toplumca. Ramazan bahsi açılınca ya eski ramazanları andık veyahut fakiri fukarayı hatırlattığını söyledik. Ama ne eski ramazanlardaki(kastım çocukluk çağlarının ramazanlarıdır) safiyeti, iyi niyetini bulmaya çalışıyor ne de fakiri fukarayı hatırlıyoruz. Evet, doğru; ramazan bize fakiri fukarayı hatırlatıyor da biz hatırlıyor muyuz ki? Hatırlamak öyle sadece akla gelmekse tamam, ama hatırlamak hatırda tutmaktır bir yerde ve biz maalesef iftar sofralarını kururken, davetler verirken, alışveriş yaparken fakiri fukarayı hatırlamıyoruz pardon hatırda tutmuyoruz. İşi lafta bırakıyoruz. Kaçımız bu ramazan az veya çok bir yardım paketi hazırlatıp bir ...

Ölmek ve Uyanmak

Zor sözler geçiyor içimden   Tangır tungur bir resmi geçit Kaldırım taşları gibi ağır bazı şeyler   Ağır bu sıkıntı canı çıkasıca Bir yağlı urgan dolanıp durur boynuma hayalden Korkmak ölümden, cok sıkıcı Ölümsüzlük ölmekle olur   O zaman abı hayat dedikleri ne menem bir seydir Tenden ölmek meselesi değil   mesele masaldan çıkmak gibi   rüyadan uyanmak gibi anla işte   Hüseyin Hilmi

ÇOCUKLUĞUM

Ellerimden kayıp giden Bir uçurtmadır benim çocukluğum. Rüzgarında hayatın sahip olunamamış. Ama benim hiç uçurtmam olmamıştı ki, O yüzden midir bilmem, rüyalarımda uçardım hep. Şimdi hatırlarım, bostan bekleyişlerimi, Bir kavun yarıp iştahla yiyişlerimi, Acıkınca elime verilen yoğurtlu dürümü, İçine şeker konulmuş sütü sevmeyişimi. Şekersiz süt kadar güzeldi benim çocukluğum. Top oynamak bana göre değildi. Bilmezdim top nasıl sürülür, gol nasıl atılır. Ama çalılar arasında şehzadeydim ben. Tahta kılıçlarım zülfikâr, Kötülere karşı savaşırdım hep. Hayallerim kadar zaferlerim vardı benim. Çocukluğum hep çocuk kokardı benim. 2009 Hüseyin Hilmi ARSLAN

BEBEĞİME

                                   Kızım Nursima Betül’e Gözüm nuru, gönül aydınlığım Bebeğim, Hadi gel Sana öğreteceğim. Anka kuşundan masallar söyleyeceğim Hadi gel, Gel bebeğim. Öğreteceğim Bak bu güneştir Bu ay Bunlar yıldızdır ışıl ışıl Nurum bak bu göktür diyeceğim Sana gökleri direksiz tutanı öğreteceğim. Annen sana ninni söyleyecek E bebeğim e e e Bebeğim sana gülmeyi öğreteceğim. Annen sevecek ben seveceğim Bebeğim, Sana sevgiyi öğreteceğim.

LİYAKATLİ İNSANI BULMA MESELESİ

Bir devletin veya bir kurumun veya bir şirketin veya herhangi bir organizasyonun verimli, düzenli ve sıkıntısız işleyebilmesi; uhdesinde olan işleri layıkıyla yerine getirebilmesinin en gerekli –önemli demiyorum dikkat-  şartı, bu mekanizmaların liyakatli insanlara teslim edilmesidir elbette.  “Kalifiye eleman” diye tabir edilen -bir alanda kendini yetiştirmiş, uhdesindeki işi layıkıyla yapabilecek yeterlilikteki insan- yukarıdaki paragrafta saydığım kuruluşların en çok ihtiyaç duydukları bir şeydir. Bu gereksinimin aksini kimse iddia etmez kanımca. Ama benim ifade etmeye çalışacağım şey bu durumun çok da önemsenmeyen “kalifiye eleman”ın seçimi işinin nasıl yapılması gerektiğidir. Şöyle ki anlatmak istediğim, iş bu gerekliliğin uygulamasına geldiğin de seçimin layıkıyla yapılmadığıdır. Bir şekilde bir görev için insan seçmek amacıyla sınavlar, mülakatlar vs. yapılmaktadır. Liyakatli insanı bulmak için bu bir yöntemdir ama asla tek başına yeterli değildir. Yazılı ve/veya...

RAMAZAN VE ŞİİR (ve Ramazan Etkinlikleri İçin Bir Tavsiye)

Ş imdi bu yaz ı ya nas ı l ba ş layaca ğı ma karar veremedim. Kafamda olu ş turdu ğ um "Ramazan ş iir gibi bir ayd ı r." veya "Ramazan ş iir ay ı d ı r." veya " Ş iirin kelimesiz en güzel ortaya konu ş udur, oruç." gibi cümlelerden hangisiyle ba ş layabilirim karar veremedim. Derken asl ı nda hepsini birlikte kullanm ış olduk de ğ il mi? Maksad ı m zaten, yaz ı ya nas ı l bir giri ş yapmam gerekti ğ ini irdelemek de ğ ildi de ramazan ile ş iir aras ı nda ba ğı n kendimce tespit edebildi ğ im yönlerini ortaya koymakt ı r. Şair gerçek şiiri yazarken adeta bir kabz halini yaşar gibidir. Soyutlanmıştır. Dikkatini toplamış kelimlerini avlamaktadır. Oruçlu da bu hali manevi feyzleri alırken yaşar. Maddeden soyutlanmışlık yaşarken ruhunun safileşmesine şahit olur. Şiir gibi bir haldir bu hatta şiirle anlatılamayacak kadar derinlikli bir haldir. Şiir güzelliğin remzidir. Güzel olandan, iyi olandan bir yansımadır. Güzeli, iyiyi ve hakikati arama çaba...

İnsanca Bir Şeyler

Güneşin sıvazladığı çatlak duvarların arkasında Kırık dökük kiremit çatılı damların altında Bol dönemeçli daracık sokaklara açılan kapıların gerisinde Gün doğmadan pencerelerinden ışıklar süzülen evlerde bir şeyler var Biraz hoyrat biraz serseri Biraz garip biraz fakir Biraz ürkek biraz arabesk Biraz erkekçe biraz kadınca Biraz çocukça Ve epeyce müslümanca Çiçekli pencere önlerinde tahta divanlarda Kulağı ezan sesine ayarlı dedeler, Secde yeri aşınmış seccadelerde Elinde tespih dilinde dua neneler, Sofra kurup kaldıran Yalnız evini değil erkeğini de toparlayan gelinler, Emzikli bebeler. Hayat gezinir capcanlı dipdiri Odaların hayata* açıldığı evlerde. Bir şeyler var evet Hayat gibi ne gibi Ama dipdiri sımsıcak Biraz eski biraz alışılmış Biraz sıradan biraz saf Biraz sabır biraz isyan Ve epeyce insan. Mart 2014 *hayat: eski evlerde tüm odaların açıldığı giriş odası veya avlu

Rüzgar Görmemiş Çocukların Şiiri

Bu çocuklar hiç rüzgar görmemiş Ekinleri hiç savrulmamış Ateş ellerini yakmamış hiç Kalpleri orta yerinden kırılmamış Kuru ekmek dudaklarını kanatmamış Bir kavgada gözleri kararmamış Bu çocuklar hiç rüzgar görmemiş Hüseyin Hilmi Arslan

KELİMELERİN ŞEHİRDEN KOVULUŞUDUR

KELİMELERİN ŞEHİRDEN KOVULUŞUDUR  bütün suç kelimelerin mi?  oysa şehre yeni bir soluk vermek gibi  ve göğersin diye su vermek gibi  birkaç kelam edecektim  yeni bir nesil daha rahmine düşmeden şehrin  ruhuna taze ve diriltici kelimeler ve dahi şiirler üfleyecektim  yok olmadı  şehir yetmişinde yetmemiş yetirmemiş ergen gibidir  durup dinlemeden kelimelerini seçmiştir.  makam para kadın ve cinnet  dilinde uzamış bin bir emeller türküsü  tanrıtanır ama işine gelmezlerin sürüsü  şehir suçlu belli  ama bütün suç kelimelerin belki  şehre kelimeler gerekti  hap gibi şurup gibi  sentetik düşler görmek için  uyusun da büyüsün şehir  kulağında kulaklık ve çağdaş ninniler  cıstak cıstak bin bir putlu il hattuşa halt yemiş  şehir putlarını dikti dört başı mamur  makam putu  kadın putu  para putu  sokaktan geçen kız ...

ŞEHRE KOPUK GÜLÜŞLER

bu şehirden çıkarın beni  gülleri kokladığım  çiçekleri suladığım için  kopuk gülüşler bırakacağım  şehrin eşiğine  zamane çocukları gibi diyeyim  tutmadı bu şehir beni  biraz da baydı hani  işte döküyorum kelimelerimi  yoksa şişecekler  yoksa tıkayacaklar beni  korkutulmuş korkuluklar gördüm  silik kalabalıklar arasında gezinen  dar aralıklarından geçerek şehrin  ve geniş kaldırımlarında fütursuz oturan  her yalanda gürbüzleşen  nefislerinin  kızarmayan yüzleriyle  kara ve karanlık kimseler gördüm  bir de  yaz güneşiyle hemhâl  kavruk tenleriyle  ırgat çocuklarının  nasıl ak pak olduklarını gördüm bu şehirde  gerçi anlamaz kimileri  bu şehrin ırgat çocuklarının  neden en çok kışı sevdiğini  ne çayı biter bu şehrin  koyu kopkoyu acı ve keskin  ne de arkası gelir iç içe girişik birl...