Sadaka
vermek, İslam toplumunun bir dinamiğidir. Hatta İslam toplumu olmak hayır
toplumu da olmak demektir diyebiliriz. Hayır toplumu, sadaka verme ve sadaka
alma eylemlerinin kurumsallaştığı bir toplumdur. Bu toplumda sadaka vermek;
toplumu var kılan, ayakta tutan, zeminini sağlamlaştıran bir gereklilik ve
gerçekliktir.
İslam
toplumu tarih sahnesine çıkardığı pek çok devletinde hayır toplumu olmayı doğal
refleks olarak yaşamış ve zaman içerisinde de geliştirerek kurumsallaştırmıştır.
Büyük Selçuklu ile belirginleşmeye başladığını iddia edebileceğimiz İslam
toplumunda kurumsallaşmanın, hayır toplumu olma için de geçerli olduğunu
söyleyebiliriz. Bu gelişmenin Osmanlı Devleti ile zirveye ulaştığını biliyor ve
Osmanlının oluşturduğu hayır toplumunun kuramsallaşmış yapılarının bugün bile hâlâ
ayakta kalmış örneklerini görebiliyoruz.
Osmanlı
Devletinin bünyesinde gelişen hayır toplumu kavramının en önemli göstergesi
elbette vakıflardır. Her türden sadakalarla varlığını devam ettiren vakıflar;
fakirlerin, gariplerin, yolda kalmışların, hastaların, yetim ve öksüzlerin,
kimsesizlerin, engellilerin; bunlarla beraber toplumsal kurumların yani
camilerin, medreselerin, mekteplerin vs. hatta hayvanların her türlü
ihtiyaçları için kurulmuş ve kullanılmıştır. Selâtin camilerin bünyesinde
bulunan imarethanelerden tutun bazı binaların duvarlarının yüksek kısımlarına
yerleştirmiş her biri mimari bir şaheser olan kuş evlerine kadar pek çok
göstergesi ile Osmanlı İslam toplumu kurumsallaşmış bir hayır toplumudur.
Hayır toplumunun En Zarif Yansıması:
Sadaka Taşları
Osmanlının
geliştirdiği hayır toplumu, bütün işlevselliklerine ve verimliliklerine rağmen
kurumsallaşmış her kurumda olduğu gibi vakıfların da yetersiz gelebileceği
durumlardan doğacak boşluğu telafi edebilmek adına belki dünyanın diğer hiçbir
toplumlarında arayıp da örneğini bulamayacağımız bir uygulamayla İslam olmanın
en güzel yansımalarından birisini gerçekleştirmiştir. Bugün adına “sadaka taşı”
dediğimiz eskilerin “fıkara taşı”, “zekat taşı”, “zekat kuyusu”, “dilenci
mihrabı” gibi isimler verdiği, uzunluğu bir buçuk metre genişliği yarım metre
kadar genelde beyaz mermerden yapılmış ya ortasında bir delik bulunan ya da
tepesi oyuk sütunlardır bu boşluğu dolduran.
Sadaka
taşları genellikle cami avlularına veya birkaç semtin birleştiği noktalara
insanların rahatlıkla sadaka bıraktığında veya aldığında kimse tarafından
görülmeyeceği yerlere yerleştirilirdi. Sadakalar, vermek isteyenler tarafından
taşın ortasında veya tepesinde bulunan oyuğa bırakılırdı. İhtiyaç sahipleri de
gelir bu oyuktan ihtiyacı kadar olanını -fazlasına dokunmadan- alırlardı. Ne
sadaka bırakanın ne kadar bıraktığı ne de kimin ne kadar aldığı görülürdü.
Böylelikle sadakayı veren kişi Allah Tealanın övdüğü, Hz. Peygamberin (sav.)
teşvik ettiği sadakayı gizliden verme, bir elin verdiğini ötekinin duymaması
inceliğini yakalardı. Sadakayı alan da kimse tarafından görülmediği için
rencide olma olumsuzluğunu yaşamazdı.
Sadaka
taşları her hangi bir prosedüre gerek bırakmaksızın sadaka vermek isteyenlerle
ihtiyaç sahiplerini birbirlerini görmeden buluşturan bir yapıya sahipti.
Yazının ilerleyen bölümlerinde de değineceğimiz bugünün yozlaşmış toplamsal
yapısının bizi mecbur bıraktığı güvensizlik bakış açısıyla baktığımızda bize
çok garip gelen bir uygulama örneğidir, sadaka taşları. İnsanların herhangi bir
korku duymadan gidip paralarını bırakmaları hatta bundan daha ilginç olanı ise
parayı alanın da sadece ihtiyacı kadarını alması ve hatta günlerce orada duran
paraya kimsenin elini bile vurmaması, İslam ahlakını toplumsal düzlemde
hayatlarına şiar edinmiş insanların oluşturduğu hayır toplumunda görülebilecek
bir durumdur ancak.
Sadaka
Taşları, aslında taşa hayat vermenin şekil vermekle değil ona iman ve ahlak
adına bir görev biçmekle olacağının en güzel göstergesidir. İnsanların emeğini
sömürerek dikilen devasa taş yapıtların, insan vakarını ve toplum ahlakını yücelten
en fazla bir buçuk metrelik bir sütundan hiçbir üstünlüğü yoktur. Hatta o sütun
o yapıttan daha görkemlidir, daha anıtsaldır.
Modern Çağda Hayır ve Sadaka
Hizmetleri
Özelde Osmanlı’nın
genelde bütün İslam toplumlarının öz değerlerinden uzaklaşmasının, buna
alternatif olarak batılılaşmanın ve ardından sekülerleşmenin getirdiği manevi yıkımın sonucu hayır toplumu
olgusu da büyük zararlar görmüştür. Diyebiliriz ki, Osmanlının yıkılmasıyla
bünyesinde gelişmiş bütün kurumlar da nasibini almıştır. Belki bunlardan en çok
zarar gören kurumlar vakıflar olmuştur. Bugün bu vakıflardan ancak pek azı ayakta
kalabilmiştir. Burada “ayakta kalmak” sözüyle kastettiğimiz durum işlevini
korumak anlamındadır. Vakıflar Genel Müdürlüğünün de maalesef tarihî eser
niteliğindeki binaların onarımı dışında pek bir gözle görülür faaliyeti
bulunmamaktadır. Zaten faizli sistemle çalışan bir bankayı bünyesinde
çalıştıran bir kurumun hayır ve sadaka hizmeti görmesi de abesle iştigaldir. Ancak
şunu bilmek gerekir ki bugünün toplum yapısını hayır toplumu olma idealinden
uzaklaştıran şey bu topluma ait kurumların kapanmış olması değildir.
Değişen
dünyada manevi değerlerin yerini maddi çıkarların alması, dünya hırsının ve
rızık endişesinin insanı ahlaki olmayan davranışlara sevk etmesi toplumu
giderek sadaka ve hayır toplumu olmaktan uzaklaştırmıştır. Sadaka vermenin
ihtiyaç olarak görülmediği bir toplumda elbette sadaka kurumlarının oluşması
beklenemez. Sadaka ve hayır işlerini sadece zenginlere aitmiş gibi gören bir
toplum da hayır toplumu sayılamaz. Maddi
olanaklara sahiplik açısından en tabandan en tavana kadar bütün insanlarının
sadaka verme ihtiyacı hissedebildiği ölçüde bir toplum hayır toplumu olabilir.
Sadaka
kurumlarının gelişememiş olmasındaki en önemli sebeplerden birisi de sadaka ve
hayır işlerini toplumsal düzlemde dinamikleştiren organizasyonların yani
tekkelerin ve sair kurumların, yetmiş seksen senelik ülke tarihinde “İman ve
İslam” a yapılan hücumlar sebebiyle bu hizmetlere yeteri önemi gösterememiş
olmaları da bir gerçekliktir. Tabir caizse bugüne kadar yangın çıkan bir evde
kalan bir çocuğun karnının açlığını düşünmek yerine onu önce yangından
kurtarmaya uğraşmışlardır.
Toplumumuz
için 19. yüzyılda hızlanmaya başladığını söyleyebileceğimiz manevi yıkımın
bugün bütün şiddetiyle devam etmesine rağmen sadaka ve hayır hizmetlerinin de
son on yıldır artık ciddi bir yükselme kaydetmeye başladığını da
söyleyebiliriz. Eski vakıf hizmetlerini, çeşitli amaçlarla kurulan derneklerin
çatısı altında devam ettiren toplulukların bugün sadece kendi ülkemizde değil
dünyanın pek çok yerinde sadaka ve hayır hizmetleri yürütmekte olduğunu
görebiliyoruz. Ülke içinde çok sayıda hayır kurumu eğitim ve barınma
hizmetlerinden tutun pek çok alanda hayır işleri yapmakta; öğrencilere burs ve barınma
olanakları sağlayarak yetişen yeni neslin gelecekte yeni ve sağlam bir sadaka
ve hayır toplumu olmasını hedeflemektedirler. Ayrıca fakirlere, göçmenlere vs.
gibi ihtiyaç sahiplerine yalnız olmadıklarını hatırlatacak ciddi çalışmalar
yapmaktadırlar. Afrika başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında açtıkları su
kuyularıyla, yetimhanelerle sadaka ve hayır işleri yapmaktadırlar. Modern çağın
bu sadaka kurumları, ilkelerini İslam’dan alarak yepyeni bir model
oluşturmaktadırlar. Bu organizasyonların varlıklarını sürdürmeleri ve
hizmetleri geliştirebilmeleri ise yine ancak hayır toplumu olabilmekten
geçmektedir.
Modern Çağda Hayır Toplumu Olmak ve
Sadaka Kutuları
Osmanlı
Devleti ve onu oluşturan hayır toplumunun tarihsel örnekliği bize göstermiştir
ki bir millet dışa dönüklüğü ölçüsünde büyüktür ve güçlüdür. Yani kendi iç dünyasında
kapanıp kalan hırslarının, açlık ve gelecek korkusunun tutsaklığında yozlaşan
bir toplum yapısı yerine kendini ve toplumunu ve hatta dünyanın diğer
insanlarını bir bütün olarak gören, en az kendini düşündüğü kadar yakınındaki
veya uzağındaki komşusunu da düşünen bir toplum elbette güçlü bir toplumdur.
Biz de bugün
toplum olarak, sadaka vermeyi bir ihtiyaç olarak gören, sadakasını verirken de
riyaya düşmekten korkup gizliden vermeye çalışarak hayır toplumunun veren eli
olmak üstünlüğüne kavuşan insanların şekillendireceği bir hayır toplumu olmak
durumundayız. İşte bu toplumu oluşturmak için önce vermeyi öğrenmemiz
gerekmektedir. Sadakanın kimlere verileceği elbette sadakayı vereni
ilgilendirir. Ama bir şey var ki üzerinde durmazsak olmaz, o da sadaka
kutularıdır.
Sadaka
kutuları, geçmişi çok eski olmayan ama ilhamını sadaka taşlarından alan bir
uygulama; bugün giderek yaygınlaşmakta ve artık alışverişin olduğu pek çok
yerde ödeme kasalarının yanında farklı farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır.
Ve bu uygulamayla, güvenilir kuruluşlar tarafından ihtiyaç sahiplerine
ulaştırılmak veya hayır hizmetlerinde kullanılmak üzere sadakalarını vermek
isteyenler tarafından hiçbir prosedür olmadan hatta riya duygusu dahi
karışmayacak şekilde kullanılabilmektedir. Sadaka taşlarının bugüne taşınmış
halleri olarak tanımlayabiliriz, sadaka kutularını. Bu kutularda biriken
sadakalar yukarıda bahsettiğimiz kuruluşlar tarafından yine yukarıda bahsettiğimiz
hizmetlerde kullanılmaktadır. Sağ elin verdiğini sol elin görmediği bu modern
sadaka taşları sadaka ve hayır toplumu oluşturma adına uygulanmaya başlanmış en
güzel yeniliklerden biridir.
30.01.2015
Hüseyin
Hilmi ARSLAN
Yüreğine sağlık hocam. Çok güzel bir yazı
YanıtlaSilEline sağlık hocam. Güzel bir noktayı dile getirmişsin.
YanıtlaSil