Ana içeriğe atla

VELİLER, ÇOCUKLAR VE TERCİHLER



Şu aralar ortaokul 8. sınıfta okuyan çocuklar pardon veliler lise tercihi yapıyorlar. Çocuklardan çok anne, babalar, ağabeyler, ablalar, teyzeler, dayılar büyük bir heyecanın içinde. “Aman evladım bak şu okulu yaz oranın matematikçisi iyi.” “Yok yok sen falan ilin bilmem ne lisesini yaz eğitim süper(!).” gibi telkinler, yol göstermeler havalarda uçuyor. Bir eğitimci olarak bu tablo dikkatimi çekti haliyle.
Garip bir durumun varlığını fark ettim düşünürken. Velilerimiz çocuklarının geleceklerine yönelik ne kadar da titizler değil mi? Hatta o kadar titizler ki bu mühim(!) tercihi çocuklarına bırakamayacak kadar da korkuyorlar gelecekten. Kendi tercihlerini yapamayacaklarını, doğru olanı-güzel olanı bulamayacaklarını düşünüyorlar çocuklarının. Haliyle telkinler yönlendirmeler birbiri ardına geliyor. Hatta durumu fazla ciddiye alanlar hızlarını alamayıp geçiyorlar bilgisayar karşısına çocuğunun yerine bizzat kendi eliyle tercih yapıyor.
Ve tercihler yapılıyor, liselere gidiyor çocuklarımız. Dört yılda bir arpa boyu yol gitmeyi zar zor öğreniyorlar ve ardından LYS-YGS sınavları geçiyor karşılarına duvar gibi. Bir sene iki sene derken üniversite kapılarına gönderiyoruz yavrularımızı. Peki, ne oluyor bundan sonra? Anlatayım. Tercihlerine güvenilmediği için istediği okula gönderilmeyen, istediği eğitimi alamayan çocuk liseden itibaren zorla gönderildiği okulda kendini geliştirmek çabası gütmüyor haliyle ve kurtulmak istiyor biran önce. Tatmin olamıyor yaptığı işten ve mutsuz bireyler haline dönüyorlar pek çoğu. Çocuklarının aldığı maaşın çokluğu ölçüsünde mutlu olacağını zanneden veliler sonra hayat altında ezilen çocuklarının sıkıntılarıyla baş etmek zorunda kalıyorlar. Peki, başka: velilerin çocukları üzerindeki hırsları yüzünden ülke; nice müzisyenleri, tiyatrocuları, sanatçıları, marangozları, işini sağlam yapan ustaları, kura hafızları, şairleri, yazarları vs vs kaybediyor.
Bir de dikkatimi çeken başka bir şey var şöyle ki: Velilerimiz, çocuklarının maddi tercihlerinde bu kadar titizken manevi tercihlerinde garip bir şekilde aşırı özgürlükçü(!) ve demokrat(!) bir hale bürünüyorlar. Asıl olumlu yönlendirme ve telkinlerin olması gerektiği konularda “Kendisi bilinçli(!) olarak yapsın.” gibi garip bir bahaneye sığınıyorlar. Garip çünkü bilinç denilen şey ancak eğitimle yani yönlendirmeyle olur sadece ve asla kendiliğinden gelişmez. Kendiliğinden olan ancak fıtrattır, bilinç bir çabanın sonucudur. İnsanlığın en büyük eğitimcisi olan Efendimiz (s.a.v) “Çocuklarınıza sağını solu ayırt edebildiğinde namazı emredin.” buyururken işte tam da bu gerçeği dile getirir. Manevi dünya iki kutuptur maddi dünya gibi seçenekler sergisi değildir, o da sadece iyilik ve kötülüktür. Çocuklarımızın iyiliği tercih etmelerini ancak eğitimsel metotlarla sağlayabiliriz.
Üzerine basa basa tekrar edelim ki: çocukları maddi tercihlerinde özgür(başı boş anlaşılmasın) bırakalım ama manevi tercihlerinde onları iyiliğin kapısında ve yolunda yalnız bırakmayalım. Vesselam efendim.
Hüseyin Hilmi ARSLAN

Yeni Ufuk 05.08.2014

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR BAYRAM YAZISI

Bu yazıda bayramdan bahsedeceğim, umarım. “Umarım” diyorum çünkü “bayram” gibi bol çağrışımlı bir kavramı anlatmaya başladığınızda bu kavramın kelime anlamından başlayıp, eski ve yeni bayramlara, çocukluğumuzun bayramlarından çocuklarımızın bayramlarına, bayramların bireyler üzerindeki diriltici etkisinden bir toplumu ayakta tutan onarıcı gücüne, daha nelerden nelere atlamak ve bunları belli bir üslup ve ahenkle verebilmek haliyle çaba istiyor. Aslına bakarsanız bir bayram gününde eski bayramların tatlı hatıralarının izlerini dimağında hâlâ taşıyan, her bayram olduğu gibi bu bayramda da ruhu çocuksu bir neşe hisseden siz sevgili okurlarıma uzun uzadıya bayramın diyalektiğini yapmak oldukça gereksiz. Elbette yaşamak yazmaktan mühimdir.   Peki, ne yapmalı o zaman; yapmayı planladığı ziyaretleri tamamlamış, köydeki dededen kalma evinin balkonuna oturmuş ve bilgisayarı kucağına almış bir yazar olarak? Demlenen çayı içmemek gibi bir şey olur değil mi? Çayım yok ama olsun, iki satı...

YİTİRİLEN MAHALLE İRFANIMIZ

  Mostar Dergisi Ekim 2019 sayısında yayınlanmıştır. Cemil Meriç’in kültür ve irfan kavramlarına yüklediği anlam üzerinden düşünürsek; bugün bir şehir/mahalle kültürümüzün olduğunu söyleyebilirsek de, bir şehir/mahalle irfanımızın artık kalmadığını üzülerek belirtmek zorundayız. Çünkü batılı “kültür” kavramını “toplumun yaşayış ve düşünüş tarzı” anlamıyla ele alınca, kültürün zamanın ve algıların değişmesine göre değişebilir olduğunu kabul etmek durumunda kalırız. Buradan baktığımız zaman şehir/mahalle kültürünün, değişen zaman ve algılarla yeni bir şehir/mahalle kültürüne evrildiğini söyleyebiliriz.  Ancak irfan kavramının vahiyden doğduğu, zamanın ve algıların değişmesiyle değişmediği, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzını değil nasıl yaşaması ve düşünmesi gerektiği ifade ettiğinden, maalesef bugün bir şehir/mahalle irfanımızdan söz etmenin zor olacağını söylemek zorundayız.      Genel anlamda şehir, özel anlamda mahalle irfanı dediğimiz şey, bir...

BÜYÜK HARFLERLE HUYSUZ(ŞİİR)

  BÜYÜK HARFLERLE HUYSUZ  Bir inkılap doğuyor gözlerimin sancısından Kelimeler büyüyor mavzer Şiirim oturacak o boğaza Huysuz ama matrakça Geçtiler az önce yanımızdan Poetikalar politikalar Bir takım zerzevat ve bir alay gösteriş ve riyalar Gözümüze gözümüze sokulan ben de varımlar Şairler de çeteler tutar  Kongre konferans söyleşi ve iflas          Gel beraber sırıtalım kameraların tadı başka           Demedi deyin demeçler ben de diyorum bakın          Sırça köşklerin kirası pahalı bayım          Yeni bir şiir yazdım haydi havada kapın  Ediyöryal mafya bang bang Şiir öldü diyorlar duydunuz mu  Hortlaksal şiir akımı vay be ne fiyakalı  Hüseyin H. Arslan